top of page

Toprak ve Şarap


Toprak ve Şarap

Bir ilk kitap. Yazarların emeğine şapka çıkarmak gerek.Türkiye’nin öne çıkan şarap üreticilerinin kim oldukları, şarapçılık geçmişleri, ürettikleri şaraplar okuyucuyu teknik terimlerle boğmadan bölgelere ayrılarak çok sade bir dille anlatılmış.

Şüphesiz kitabın yazarları böyle bir fotoğraf için yola çıkmamışlar,ama kitap sarap dünyasında Türkiye’nin yerinin ne olduğunu ve bu gidişle ne olamayacağını da net olarak ortaya koyuyor.


Öncelikle çok sayıda iş insanının, girişimcinin yoğun iş hayatlarından sonraki emeklilik dönemlerinde doğaya dönmüş olmaları hoş! Şarap dünyasında çok bilinen bir atasözü vardır; “Şarapçılık kolaydır. İlk yüzyılını saymazsak.” derler. Umalım ki bu girişimci yurttaşlar kendilerinden sonra da bağların yaşamasını gözeterek çocuklarını önoloji okullarında okutmaktadırlar.


Kitabı bitirdiğinizde ürün kontrol ve denetleme düzeni olmayan bir ülkede ülkenin gençliğinde para kazanmış nüfusu yaşlılığında şaraba yönelirse ne olacağını görüyorsunuz.Avrupa’nın herhangi bir şarap bölgesinde bir kasaba ya da köye gittiğinizde bütün üreticiler o bölgenin alameti farikası hangi üzümse kuşaklar boyu o üzümle yıllanırlar. Üzümlerin sayısı bir ikiyi geçmez ve o üzümlerden çeşitli stillerde (kırmızı, beyaz, rose, köpüklü, tatlı) şaraplar üreterek tanınırlık kazanırlar. Eğer Cabernet Sauvignon, Merlot, Syrah, Chardonnay, Sauvignon Blanc gibi uluslararası varyetellere meraklıysanız bütün bölgede bu merakınızı giderecek şaraphane sayısı çok çok azdır.Bizde ise neredeyse bütün üreticilerde mevcut bu şaraplar. Bir bölgeye mahsus da değil her yerde üretiliyor! Ayrıca ürün gamları beş benzemez üzümlerle dolu. Eski Dünyada(Avrupa) hiç esamesi okunmayan ya da sadece blendlerde küçük oranlarda kullanılan gırla üzüm burada monosepaj olarak üretiliyor. Repo, Petit Verdot, Marselan, Pinot Meunier, Rousanne, Marsanne vs…Nedenini anlamak imkansız. Denemek istiyorlar anlaşılan.Hazır karışanları görüşenleri yokken!Hemen ve en iyi şarabı üretmek istiyorlar. Ve bunun için gerekenin para olduğu düşünüyorlar. Brezilya’dan futbolcu getirir gibi yurtdışından winemaker getirerek çözmek istiyorlar bu sorunu da.

Oysa doğa ile ilgili bir işte zaman, tecrübe ve sabır gerekli. Onu ise çok az sayıda üreticide görebiliyoruz.


Yeni nesil üreticilerin bir başka ortak noktası da şaraphane ve üzüm serilerindeki inanılmaz mitoloji merakı. Sanırım hepsinin çocuklukları Homeros ile hemhal olarak geçmiş!Türkçe konuşmuyorlar.Yerel varyetallere fazla gönül indirmiyorlar. Aceleleri var. Böyle olunca da şarap dünyasında fazla ciddiye alınmıyorlar elbette. Dünyada bin çeşidi bin yıldır dikili Cabernet Sauvignonların, Merlotların Türkiye’deki performansını hiçbir yabancı merak etmiyor.


Ülkede şarap üreticilerine uygulanan iktidar baskısı pek çok kısıtlama yaratıyor şüphesiz, ama olası bir iktidar değişikliğinde bu kısıtlamalar kalktığında ve sektör uçuşa geçtiğinde yanlış bir yörüngeye oturacağı da çok belli kanaatimce.

24 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


bottom of page